11 Temmuz 2010 Pazar

Dilek Yarımadası

Dilek Yarımadası – Büyük Menderes Deltası Milli Parkı Aydın ili sınırları içinde 27.675 hektarlık bir alana sahiptir. Bu alanın 10.985 hektarı 1966 yılında Milli Park ilan edilen Dilek Yarımadası ’na aittir. Yarımadanın güneyine bitişik Büyük Menderes Delta sı 1994 yılında Milli Park’a eklenmiş olup; 16.690 hektar büyüklüğündedir.

Samsun Dağı’nın Ege Denizi’ne doğru uzantısıyla şekillenen, 20 km uzunluğunda ve ortalama 6 km genişliğinde olan Dilek Yarımadası’nın jeolojik yapısı, Paleozoik şist ler, Mezozoik kalkerler ve mermer ler ile Neojen tortul kütlelerden meydana gelmiştir. Yarımada kumlu, killi, yatık ve yüksek kıyı şekillerini içeren plajlarıyla ilgi çekici kıyı özelliklerine sahiptir. Morfolojik yapısı içinde birçok tepe, vadi, kanyon ve koy bulunmaktadır. Ortalama yüksekliği 650 m olan yarımadanın en yüksek yeri Dilektepe (Mykale) 1237 m’dir ve yarımada adını bu tepeden alır.

Gerek Dilek Yarımadası’nın, gerekse de Büyük Menderes Deltası’nın barındırdığı farklı ve çeşitli fiziksel özellikler bitki örtüsünün de kısa mesafeler içerisinde farklı ve çeşitli olmasına yol açmaktadır. Milli Park florasında 95 familyaya ait; tür, alttür ve varyete düzeyinde 804 adet bitki belirlenmiştir. Bu bitkilerden 6 adedi Dünya’ da sadece burada görülen (endemik) türlerdir. Bunlarla birlikte Türkiye için endemik olan 31 adet bitki türü vardır. Akdeniz Maki Florası’nın hemen hemen bütün bitki türlerinin en canlı ve sağlıklı örnekleri yer almaktadır. Dilek Yarımadası, Kuzey Anadolu ormanlık yörelerine özgü Anadolu kestanesi (Castanea sativa)’nin en güneye indiği, Adaçayı’nın Ege Bölgesi ’nde görülebildiği, ülkemizde birkaç yerde bulunan Kartopu (Viburnum tinus)’nun, Finike ardıcı 'nın (Juniperus phoenicia), Melez pırnal meşesi 'nin (Quercus ilex & coccifera)ve Dallı servi'nin (Cupressus sempervirens var.horizontalis)küçük orman toplulukları meydana getirerek yetiştiği tek yerdir. Başka deyişle, Milli Park, Akdeniz’den Karadeniz’e kadar tüm Anadolu’da varolan bitki türlerinin doğal olarak bir arada görüldüğü bir doğa müzesi olma özelliğini taşımaktadır. Bu çeşitlilik nedeniyle Dilek Yarımadası, Avrupa Konseyi tarafından Avrupa Biogenetik Rezervleri Şeması ’nda ‘Flora Biogenetik Rezerv Alanı’ kabul edilmiştir.

Dilek Yarımadası 36 tür memeli, 42 tür sürüngen ve 45 tür deniz canlısına evsahipliği yapmaktadır. Yunus ların ve deniz kaplumbağaları nın özgürce dolaştığı bu ortam içinde, türlü alg ler, ahtapot ailesinden kafadanbacaklılar, deniz kestaneleri ve deniz yıldızları, sünger ler ve pek çok balık türü yaşar. Sarpa, İskaroz, Papazbalığı, Karagöz, Melanur, Lapin, Mırmır, Sargoz, Hanoz, İskorpit, Kefal, Çipura bu balıklardan bazılarıdır. 1998 yılında Kavaklıburun koyu sahilinde karaya vuran, Akdeniz'de yaşayan bir tür olan Uzun balina (Baleoneptera phiselus linnea)’nın 14 metre boyundaki karkası Milli Park sahillerinin enderde olsa balinalara ev sahipliği yaptığını ortaya çıkarmıştır. Ayrıca yarımada, nesli tükenmiş ya da tükenmek üzere olan Anadolu parsı (Panthera pardus tulliana)’nın batıda yaşadığı son noktadır. Dünya’nın en nadir 10 adet deniz memelisinden biri olan Akdeniz Foku (Monachus monachus)’da yarımada kıyılarında yaşamaktadır. Yabandomuzu (Sus scrofa), Karakulak (Caracal), Vaşak (Lynx), Çakal (Canis aureus), Sırtlan (Hyaena), doğaya terkedilmiş, yabanileşmiş sığırlar ve atlar ile birçok hayvan türü yarımada faunasında bulunmaktadır.

Yarımadanın hemen güneyinde bulunan Büyük Menderes Deltası’nın en önemli su kaynağı, 584 km. uzunluğundaki Büyük Menderes Nehri’dir. Delta, morfolojik gelişimin hızlı olduğu ağız kısmında, bu gelişim sürecinin ürünü olan birçok lagün ile tuzcul bataklıklar ve çamur düzlüklerini kapsayan taşkın özelliğinde sulak alandır. Bu alan içerdiği biyolojik çeşitlilikten, nesli tükenmek üzere olan canlılardan ve endemik türlerden dolayı uluslar arası öneme sahiptir ve uluslar arası Ramsar, Bern ve Rio Sözleşmeleri ile Barselona Konvansiyonu ile korunmaktadır.

Deltada 255 adet kuş türünün yaşadığı ve bunlardan 70 adedinin ürediği belirlenmiştir. Nesli tehdit altında olan Cüce karabatak (Phalacrocorax pygmeus), dünyada toplam sayıları 3000 çift olduğu tahmin edilen Tepeli pelikan (Pelecanus crispus), Küçük akbalıkçıl (Egretta garzetta), Küçük kerkenez (Falco naumanni) ve Akkuyruklu kartal (Haliaeetus alblcilla) deltada üreyen önemli kuş türleri arasındadır.

MÖ 9.yüzyılda 12 İyon kentinin kutsal toplanma merkezi olan Panionion, antik Thebai kenti, Ayayorgi Manastırı, tarihi Doğanbey köyü (Domatia) ile Karine Manastırı, Hagios Antonios Manastırı, Melia antik kenti, Lade adası ve Zeus mağarası’da Dilek Yarımadası – Büyük Menderes Deltası Milli Parkı sınırları içerisindedir.

Dilek Yarımadası – Büyük Menderes Deltası Milli Parkı sahilleri, Türkiye’nin yapılaşmanın olmadığı, en temiz ve doğal kıyılarındandır. Milli Park’a gelen yerli ve yabancı ziyaretçiler, düzenlenmiş alanlarda günübirlik olarak; 2004 yılı uluslar arası Mavi Bayrak ödüllü koylarında Deniz Sporları yapabilecekleri gibi, Doğa Yürüyüşü, Kaya Tırmanışı, Dağ Bisikleti, Foto Safari, Manzara İzleme, Olta Balıkçılığı, Kültürel Yürüyüşler, Kuş Gözlemciliği, At Safari, Motosiklet Safari ve Botanik Turu etkinliklerini de yapabilirler.

Milli Park sınırları içerisindeki eski Doğanbey Köyü, 1924 yılındaki nüfus mübadelesi ne kadar Rum halkı tarafından Domatia adıyla iskan edilmiş, daha sonra bir Türk köyü halini almıştır. Aydın ilinin Söke ilçesine bağlı tarihi Priene kenti ile Güllübahçe yolunun ilerisinde Tuzburgaz ve Atburgaz köylerinin hemen ardında yer alan bölgedeki son yerleşim yeridir. Samsun (Mykale) Dağları'nın güney yamacına dayalı, milli parkın delta alanına yukarıdan bakan Doğanbey, 1800 yıllarında padişah fermanıyla adalardan getirtilerek burada iskan edilmiş Rumların ve mimarisinin en güzel örneklerini sergileyen bir açık hava müzesi gibidir. Köy alanında orijinal tarihi yapılar ile Şapel ve Kilise bulunmaktadır. Doğanbey'de bulunan ve 1890'da inşa edilerek önce hastane sonra okul, ardından da hayvan barınağı olarak kullanılan 115 yıllık bina restore edilerek, 2004 yılı Temmuz ayında Ziyaretçi Tanıtım Merkezi olarak hizmet vermeye başlamıştır. Ziyaretçi Tanıtım Merkezi’nin içinde bulunduğu Eski Doğanbey Köyü, antik çağlardan günümüze uzanan bir geçmişe sahiptir. M.Ö. 7.yy'dan günümüze uzanan bir geçmişe sahip olan Doğanbey çevresinde, eski Gümrük binalarının olduğu Karina, antik yerleşim Tebai, Lade adası ve Şorlak şelalesi bulunmaktadır.

Doğanbey'de mevcut ve müsait evlerin de restore edilerek pansiyon şeklinde hizmet vermesine dönük çalışmalar sürmektedir.

Milli Park sınırları içinde ayrıca Anadolu sahillerinin bir Ege adasına (Sisam) (Samos) en yakınına vardığı nokta olan Dilek burnu yer almaktadır (Sisam'dan uzaklığı yaklaşık 1500 metre).

Nasıl Gidilir

Dilek Milli Parkı için Kuşadası Davutlar köyünden asfalt yolla ulaşabilirsiniz. Karine için ise Söke'den Milas yönüne giderken sağınızdan ayrılan Prienne yolu sizi Karineye getirecek.

İzmir-Selçuk otoyolunu tercih ederseniz yol yöre iklimi nedeniyle donma tehlikesi olmadığı için asfalt dökümünde lastiği tutucu katkı maddesi karıştırılmamış. Aracınız bu yüzden pürüzsüz zeminde yağ gibi akıyor, lastik sesi duyulmuyor. Selçuk girişinde serinlemeniz için sık sık oto duşları bulunuyor.

Çevrede gezilecek yerler

Çevrede gezilecek yerler

Prienne, Milet ve Didim buram buram tarih kokan antik kentler. Karine'ye en yakın antik kent olan Prienne, zamanın en güzel sahil kentlerinden biriymiş. Ne var ki zamanla Büyük Menderes Nehri'nin getirdiği alüvyonların getirdikleri ile içeride kalmış. Buna rağmen basamaklarla çıkılan kalıntılar ve tapınak günümüzde tüm görkemiyle görülebiliyor. Milet ise, iyi durumdaki tiyatrosu, hipodromu ve sular altındaki hamamları ile Ege'de görmeye değer antik kentlerin başında yer alıyor. Üçgenin diğer ucunda yer alan Didim ise Anadolu'nun en eski falcılık merkezi olarak ün yaparken Apollon Tapınağı ver Medusaları en ünlü kalıntılar arasında bulunuyor. Karine yakınlarında görülmesi gereken bir yer daha var. Eski bir Rum köyü olan Doğanbey. Bu köydeki evlerin bir çoğu, edebiyat ve sanat dünyasının ünlü isimleri tarafından restore edilerek yeniden hayata döndürülmüş. Ege'ye boğazlarla bağlı sıcak ve soğuk su yataklarının bulunduğu Karine'de balık yumurtasının bulunacağı ısıya ve bol miktarda planktona sahip olduğundan zengin bir balık yatağı oluşmuş. Kefal, levrek, lüfer ve lida tuz oranı düşük sığ sularda yumurta bırakmaya gelince balık çiftlikleri için yavru balık toplayanların da kazanç kaynağı olmuş. Buralardan toplanıp özel havuzlarda besiye çekilen lida ve çipuralar yıl boyunca balık tezgahlarındaki yerlerini alıyorlar.

Eski Doğanbey Köyü

Eski Doğanbey Köyü M.Ö. 7.yy'dan günümüze uzanan bir geçmişe sahiptir. Yakın çevresinde; eski gümrük binalarının olduğu Karina, antik yerleşim Tebai ve Lade Adası bulunmaktadır.

Lokalizasyonu
Mykale (Samsun) Dağları'nın güney yamacına dayalı, milli parkın delta alanına yukarıdan bakan ve 1924'e kadar Rumların yaşadığı bir köydür. Bugün Aydın ilinin Söke ilçesine bağlı tarihi Priene kenti ile Güllübahçe yolunun ilerisinde Tuzburgaz ve Atburgaz köylerinin hemen ardında yer alan bölgedeki son yerleşim yeridir.
Tarihçe
Köyün ismi Domatia, Nmotia veya Yeni Nmotia'dan gelir. Eskiden evler büyük bir ormanın içerisinde birbirinden ayrı, herbiri büyük avlulara sahip oda şeklinde inşaa edilirmiş ve bu odalara Rumca da Domatia denmiştir. Yerleşim biraz daha gelişip köy meydana geldiğinde bu isim aynı zamanda köyün ismi olmuştur. Bu evler Mykale (Samsun) Dağları'nın yamacına yaslanmış şekildedir.
Rum mimarisinin karakteristik özelliklerini taşıyan usta taş işçiliğinin ilk bakışta göze çarptığı, sivil mimari dediğimiz Doğanbey evleri, dükkanları, şapel dediğimiz yapı ve hastanesi ile Arnavut kaldırımı şeklinde döşenmiş dar taş sokakları gibi Türk mimarisinin güzel örneklerini köy bir arada sergiler. Sadece mimarisi değil 1996'daki yangından sonra her nekadar yeşilini kaybetmiş olsa da sırtını dayadığı dağın yamacında bugün Şorlak denen şelalesi, içinden akan Rum halkının Çeşme dediği eskiden içme suyunu da sağladıkları nehri de görülmeye değerdir. Köy yavaş yavaş yeşiline kavuşsa da şelaleden sadece yağış mevsiminde su akmaktadır.
Domatialılar, Samos'tan (Sisam), Sakız Adası'ndan, Oniki Ada'dan ve Kıbrıs'tan gelmişlerdi.
Genelde Rum Halkı'nın geçimi hayvancılık olmakla beraber bağcılık ve zeytincilik de yapılırdı. Tarlalarda çalışmak için de Samos'tan teknelerle köye işçi gelirdi. 1800'lü yıllarda padişah fermanıyla adalardan bölgeye getirilip yerleştirilen Rumlar; 1924 yılından itibaren gerçekleştirilen mübade ile kendi vatanlarına giderken, onların yerine Balkan Ülkeleri'nden Türkler getirilip yerleştirilmiş, yokluklar içinde gerçekleştirilen bu zorunlu göç kendi başına bir dram ve bu olaylara ev sahipliği yapan eski adıyla Domatia yeni adıyla Doğanbey ise sessiz tanıktır.
Buradaki evlerini terk ederek yeni yerlerine göç edenlerin anlaşılabilir duygusal nedenlerle ayrıldıkları evlerini tahrip etmeleri, yeni gelenlerin yerleştirilmesi uzayınca sahipsiz kalan evlerin ve diğer yapıların kendi kaderine bırakılmış olması ve bu bölgenin, yerleştirilen göçmenlerin yaşamına uygun olmayışı, (gelişmeye müsait olmaması, sokaklarının dar ve dik oluşu aşırı rüzgar alması ve tarım arazilerine uzak oluşu) gibi nedenlerle 1985 yılında köy tamamen boşaltılmış ve Yeni Doğanbey adıyla köyün hemen aşağısında yol kenarında yeni bir yerleşim yeri kurulmuştur. Bu tarihten itibaren köyün kaderi yine değişmiştir.
Köyde 1890'larda hastane amaçlı yapılan ve daha sonra ilkokul, karakol gibi işlevleri yüklenen ve geçen yüz yıl içinde yıpranan binanın Dilek Yarımadası – Büyük Menderes Deltası Milli Parkı Ziyaretçi-Tanıtım Merkezi olarak restore edilmesiyle, yurt içinden ve yurt dışından gelip bu köyü ve buraya ait kültürel zenginlikleri ile doğal güzellikleri korumayı ve yaşatmayı amaçlayan kişilerce bazı yapıların restore edilmesi sonucunda köy tekrar yaşanan bir yer olmuştur.
kaynak: dilekyarımadasi.com